|
Haydanlı henüz göçer iken, koyun sürülerini önüne katıp yüzünü poyraza, gözünü yıldızlara , sırtını ardıç ağacına dayayıp türküler söylerken bir başkaydı Köseler.Koyunlarla, eşeklerle, köpeklerle, kekliklerle, burcu burcu kekiklerle, andıklarla çakallarla, zemzem kokulu Şırşır çeşmesiyle, yaylanın nefesi koyun tersleriyle, koyun kuzu melemeleriyle masallar içinde bir büyülü ülkeydi Köseler. Derken, gün oldu devran döndü; Haydanlı ovanın bereketini gördü; heveslendi, attı bir tarafa çobanlığı, toprakla yaşamaya karar verdi: Göçerliği de bıraktı. Köseler. Haydanlının dilinde: “Kösler” Haydan köyünün eski yaylası. Rivayettir: evvel zaman içinde Hafik dede diye bir göçer varmış.
.jpg) Köseler. Haydanlının dilinde: “Kösler” Haydan köyünün eski yaylası. Rivayettir: evvel zaman içinde Hafik dede diye bir göçer varmış. Seneler seneler öncesinde Köseler’i mekan tutmuş, çok sevmiş suyunu toprağını, ardıcını tepelerini; yaz kış kalmış burada. Bu yaylanın tapusunu da almış üzerine. Derken bir kış günü hastalanmış, ölümle pençeleşmiş. Beklemiş ki ovaya inip selam verdiği onca köylülerden birisi gelsin, can yoldaşı olsun, derdine azıcık da olsa merhem olsun. Koca kışta gelen olmamış. Hafik Dede, çadırında hastalıktan kıvranmış durmuş. Derken çadırının kapısından birileri girmiş. Selam vermiş hal hatır sormuş..hediyeler getirmiş. Bakmış ki Hafik Dede hasta yatıyor, ilgilenmiş, almış sırtına ,kasabaya indirmiş onu , doktorlara göstermiş, iyileştirmiş… Sonradan Hafik Dedeyle can ciğer arkadaş olmuş. Bu son anda gelenler, can yoldaşı olanlar Haydan Köyünden çoban kişilermiş. Hafik Dede pek sevmiş onları. Ölürken vasiyet etmiş: “ Köseler yaylam Haydanlıların olsun… Ona sahip çıkarsa onlar sahip çıkar.” demiş.O günden beridir de Köseler Yaylası, Haydanlının olmuş, Haydanlı ile Köseler hayat bulmuş.Rivayet böyle.Gelelim bugüne. Haydanlı ile Köseler’in hikayesine… Köseler yaylası, bir zamanlar ekmeği suyu, acısı tatlısıydı Haydanlının. Bugün ise yürek yakan hatırasıdır. Haydanlı henüz göçer iken, koyun sürülerini önüne katıp yüzünü poyraza, gözünü yıldızlara , sırtını ardıç ağacına dayayıp türküler söylerken bir başkaydı Köseler. Koyunlarla, eşeklerle, köpeklerle, kekliklerle, burcu burcu kekiklerle, andıklarla çakallarla, zemzem kokulu Şırşır çeşmesiyle, yaylanın nefesi koyun tersleriyle, koyun kuzu melemeleriyle masallar içinde bir büyülü ülkeydi Köseler. .jpg) Derken, gün oldu devran döndü; Haydanlı ovanın bereketini gördü; heveslendi, attı bir tarafa çobanlığı, toprakla yaşamaya karar verdi: Göçerliği de bıraktı.Artık varsa yoksa Haydan köyüydü. Haydan köyünün taşı toprağı altın gibiydi. Ne eksen bitiyordu. Taş diksen yeşeriyordu. Sulak ve verimli topraklarda elmalar armutlar üzümler biberler domatesler boy veriyordu.İyi de para ediyordu. Haydanlının eli para görüyordu.Öyle koyun tersine bulaşmak, süt sağıp peynir basmak yoktu, dağlarda sabahlara kadar yıldızları saymak, andık çakal korkusuyla oturmak da yoktu.Kasabadaki evlere benzer evlerde, elektrik ışığında, sıcacık odalarda yaşamak bir başkaydı.Bu yüzden karar verdi Haydanlı. Bir daha Köseler’e selam bile vermek yoktu. Haydanlı yıllarca selam vermedi Köseler’e. Köseler, yıllarca sahipsiz ve ıssız kaldı. Çoban evleri yıkıldı. Çaylar kurudu. Ağaçlar odun oldu, çalılar çiçekler kurudu gitti. Arada sırada birkaç densiz gitti, Köseler’i ateşe verdi, çalılarını ardıçlarını yaktı, kekliklerini vura vura tüketti.Köseler’in sesi soluğu kesildi. Virane oldu. Çoban evlerine baykuşlar tünedi. İn cin top oynadı.Derken hatıralardan silindi, unutulup gitti.Köseler yaylası, Haydanlının aklında fikrinden çıktı, kalbinde bir damlacık yer bile edinemedi. Haydanlı elma , şeftali ve üzüm üretme telaşında, paralara para katma derdinde yaşıyordu ve Köseler’deki eski günleri hatırlamak bile istemiyordu.O dönmüştü yüzünü şehre, habire habire değişmek istiyordu. Hayatını değiştirmek istiyordu.Köseler ise hak veriyordu Haydanlı’ya. Öyle ya, zaman değişiyordu, dağlarda sürünmenin alemi miydi? “Ama…” diyordu Köseler Yaylası, “… niye beni unutuyor Haydanlı? Niye dönüp bir kerecik selam vermiyor…Ben ne yaptım ona?” Köseler’in bu sitemli sözlerini birileri duydu. Önce İzmir’de yıllar yılı bahçıvanlık edip emekliye ayrılan, sonra da çocukluğunun geçtiği Köseler yaylasını aklına düşüren Mustafa Barış hatırladı onu. Yanına da aldı eli kalem tutan romanlar yazma sevdasında olan bir yakınını.Vardı Köseler’e. Elalemin ne dediğine aldırmadı, babasının yıkık çoban evini tamir etti düzeltti. Sonra hanımını da razı edip Köseler’de kaldı, Köseler’de yaşamanın tadına vardı. Birkaç yıl kaldı, ağaçları yeşertti, dağında taşında dolaştı, hayat buldu, dirildi.Köseler yaylası o zaman uykusundan uyandı, heyecanlandı. “Hoş geldin Haydanlı, seni ne zamandır bekliyordum, neredeydin?” dedi.Bahçıvan Mustafa Barış bu sesi duydu, daha bir sarıldı Köseler’e…Bu arada bir iki köylü sürü edinip, Köseler yaylasına geldi… .jpg) Yine, gün oldu devran döndü.Mustafa Barış, tek başına yaşamaya fazla sabredemedi, döndü İzmir’e. Bekledi ki o, kendisiyle birlikte Haydanlı Köseler’in farkına varır. Olmadı. Haydanlı Köseler’e itibar etmedi. Yıllar geçti.Derken bir Haydanlı daha çıktı Köseler’in tepelerine. Almanya’da işçi olarak çalışıp , “Yetti gari!” deyip köyüne dönen peşincilerin Dursun… Peşincilerin Dursun da Köseler’de yaşamıştı önceleri. Hatırası vardı, çocukluğu vardı onun sinesinde. Bu sebepten, ona karşı minnet duyuyordu.Aklına koydu; Köseler yaylasını yine eski günlerde olduğu gibi diriltecekti.İşini gücünü bıraktı; sigara dumanlarıyla boğulan, okey şakırtılarıyla oturulmaz olan kahveleri terk etti. Köseler yaylasına gidip geldi her gün. Murat124’ünü Köseler’in taşlı yollarında eskitti. Her gün tohum ekti, ağaç dikti, dereleri düzeltti, keçilerin bitirdiği çalılara aşı yaptı. Köseler’i eski günlerde olduğu gibi yeşertmeye azmetti. Köseler’e keçi sürülerinin girmesine müsaade eden muhtarlarla kavga etti, Köseler’i korumak için, resmi makamlara dilekçeler yazdı. Baktı olmadı, köylülerle tek tek konuştu, dernek kurdu, bir ekip oluşturdu.Kendilerine de “Dokuzuncu Bölük” dediler. Yani aklından zoru olan deliler bölüğü… Mücadele ettiler. Köseler’in her köşesine ağaç diktiler, her çalıyı aşıladılar. Keklik sürüleri saldılar, törenler yaptılar, kaymakamı defalarca getirip , yol için , çalışmalarına destek için sözleri aldılar. Bir anda güzel şeyler olmaya başladı. Köseler yaylasına keklikler kuşlar geldi. Köseler yaylasında çalılar yeşerdi, yükseldikçe yükseldi.Bahar aylarında, özellikle Hıdrellez’de Haydanlı Köseler’e koştu. Tepeler dereler insanlarla doldu taştı. Her hıdrellez günü bayram oldu burada.O zaman Köseler, ayağa kalktı, yine eski günlerdeki gibi gülmeye başladı. Bugün Köseler artık ıssız değil… Bugün Köseler, Haydanlısına kavuştu. Onunla yine eskiden olduğu gibi mutlu bir şekilde yaşıyor.Çünkü Haydanlı, Köseler’in farkına varmıştı.Onun senini duyuyor, hüznünü anlıyordu. Yeni evler yaptı Haydanlı. Yaz aylarında bir köyden farksızdır. Her tarafı cıvıl cıvıldır. Bugün 7- 8 yazlık ev bulunuyor Köseler yaylasında. Yaz kış nöbet tutan iki köpeği var.Her akşam gün batarken keklik sesleri yankılanıyor tepelerde. Küçücük biblo gibi kubbeli bir mescidi bile var. Ayrıca su da geldi. Borular döşendi, çeşmeler kuruldu. Bahçeler yapıldı, yemyeşil oldu her evin önü.Şimdi elektrik için müracaat edildi, bekleniyor. Bir gün elektrik de gelecek. Köseler ışıl ışıl parlayacak.“Köseler de şehirli olacak gari.”
|
Aslan Oguz